IISS ve İsveç FOI'nin 21 Nisan 2026'da yayımladığı rapor, Avrupa sivil savunmasının dengesiz tabloya dikkat çekiyor. Bazı ülkeler modern sistemler kurarken diğerleri kronik kırılganlıkla yüzleşiyor; kapatmak köklü bir yeniden yapılanma gerektiriyor.
Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü (IISS), İsveç Savunma Araştırma Ajansı FOI ile birlikte 21 Nisan 2026'da 'Avrupa'da Sivil Savunma: Ön Bir Değerlendirme' başlıklı raporu yayımladı. Rapor, kıtanın sivil savunma kapasitelerindeki dengesizliği belgeliyor.
Temel bulgulara göre Avrupa'nın sivil savunması heterojen bir tablo çiziyor: bir bölüm ülke dayanıklı, toplumu bütünüyle kapsayan sistemler kurdu; diğerleri kronik kırılganlıkla yüzleşiyor. Raporun ana çerçevesine göre bu boşluğu kapatmak salt ek harcamayla değil, devletlerin, toplumların ve özel sektörün savaş ile barış sınırını artık gözetmeyen tehditlere hazırlık anlayışını köklü biçimde yeniden kurgulamasıyla mümkün.
Rapor dört kritik boyutu öne çıkarıyor: Avrupa genelinde caydırıcılık ve dayanıklılık düzeyleri eşit değil. Sivil ve askeri hazırlık ayrımı giderek belirsizleşiyor; dijital ağlar, lojistik ve kamu yönetimi artık çatışmanın hedefleri arasında yer alıyor. Kamuoyunun güveni ve bilişsel alan belirleyici bir arena haline geldi. Devlet, ordu ve özel operatörlerin parçalı yapısı kurumsal etkinliği zayıflatıyor.
IISS Stockholm Sivil Savunma Forumu, 21-22 Nisan 2026'da İsveç'te siyasi, askeri ve sanayi liderlerini sivil savunmanın güncel zorluklarını ele almak üzere bir araya getirdi.
Analiz · Türkiye BoyutuIISS'in bu raporu, NATO içi yük paylaşımı tartışmalarına somut bir ölçek sunuyor. Avrupa'nın sivil savunma altyapısındaki on yıllık çöküşü sayısal verilerle belgelemesi, salt akademik bir gözlem değil: barış döneminin savunma mantığının sistematik biçimde sökülmesinin maliyetini ortaya koyuyor ve yeniden inşanın büyük ölçekli bütçe ve zaman gerektirdiğini kabul ettiriyor. Türkiye için bu tablo birden fazla anlam katmanı taşıyor. AFAD yapısının ve Suriye sınırı deneyiminin Avrupa ortalamalarının üzerinde tuttuğu operasyonel hazırlık düzeyi, NATO içi kapasiteler karşılaştırmasında somut bir koz. Bu kozun ittifak platformlarında daha aktif biçimde kullanılması, savunma harcaması konusundaki baskılara karşı güçlü bir karşı argüman sağlayabilir. Öte yandan Türkiye'nin sivil savunma altyapısındaki farklı zayıflıkları, özellikle kentsel dayanıklılık ve kamu uyarı sistemlerinde, bu görece güçlü konumun sürekli gözden geçirilmesini gerektiriyor. Doğal afet kapasitesiyle çatışma-kriz koşulları için sivil hazırlık aynı şey değil; bu ayrımın kurumsal düzeyde netleştirilmesi kritik bir boşluk olmaya devam ediyor.